1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer

İnsan Hakları İhlallerine Karşı Yenilikçi Yöntemler ve Deneyim Paylaşımı Projesi


Projemiz insan hakları konusunda Avrupa Birliği Üye Ülkeleri ve Türkiye’de faaliyette bulunan sivil toplum aktörlerinin arasındaki bağlantıların güçlendirilmesine, karşılıklı tecrübelerin paylaşımı yoluyla katılım öncesi süreç için sürdürülebilir ağların kurulmasına katkı sağlamayı hedeflemektedir. Proje kapsamında Türkiye’de insan hakları konusunda faaliyet gösteren STKların, İngiltere’de ki siyasi aktörler ile bilgi ve uzmanlık paylaşımında bulunacakları sürdürülebilir ilişkiler kurabilecekleri ağlar oluşturulacaktır.  Ülkemizde ki STKların yaşadığı bir diğer sorun da Avrupa Birliği üyesi ülkelerde ki STKlar ile iletişim kuracakları bir ağın olmamasıdır. Mevcut ağlar ise yeterli düzeyde yabancı dil bilgisi olmayan STKlar tarafından kullanılamamakta ve ülke genelinde yine güçlü STKlar işbirliği geliştirme imkanına ulaşmaktadır.  Proje kapsamında oluşturulacak network ile bu soruna çözüm teşkil edecek bir yapılanma oluşturulacaktır. Proje sahibi ve eşvbaşvuran bu ağ da etkin rol alacaktır.

İnsan hakları bağlamında toplumda yaşanan mağduriyetlerin önüne geçmek, toplumsal hassasiyeti arttırmak, bilinci oluşturmak konu ile ilgili çalışan kurumların yöntemleri ve kapasiteleri ile sınırlıdır. Sivil toplumun etki düzeyi gerek sosyal gerekse siyasa alanda kısıtlı görülse de, sosyal etki algısı, siyasa etki algısından görece daha yüksektir. Projemiz İnsan hakları ihlallerinin ve özelde ise şiddetin sadece ilgili kuruluşları ilgilendiren bir sorun olmaktan çok toplumsal bir sorun olarak değerlendirilmesi, birlikte buna uygun politikalar geliştirilerek sağlık, güvenlik, yargı mekanizması, sosyal destek kurumları, belediyeler, sivil toplum kuruluşları vb.den oluşan birbirleri ile hiyerarşiden uzak, soruna odaklanmış, dairesel ilişki kurarak koordinasyon halinde çalışan yapılar oluşturarak çözüleceği noktasından hareketle hazırlanmıştır.

Proje özel hedefleri ve faaliyetleri içerisinde insan hakları ihlallerinde yenilikçi ve etkin yöntemlerin kullanılması ve paylaşılması amaçlanmaktadır. Projenin İzmir ayağında  kullanılacak yeni yöntem “forum tiyatro” dur. Karabağlar Belediyesi sınırları içerisinde bulunan 5 mahallede şiddete yönelik forum tiyatro uygulanacaktır.
Proje eş başvuru sahibi Balik Arts ise “şiddet, insan hakları ihlalleri” konulu bir film hazırlayacaktır. Her iki proje ortağının ürettiği materyaller yerel /ulusal düzeyde kamuoyu ile paylaşılacaktır.

Proje Arka Planı :
Avrupa modeli katılımcı demokrasinin oluşturulması konusunda STK’lara önemli bir rol düşmektedir. Avrupa Birliği karar alma mekanizmasında STK’lara danışmakta ve onlardan görüş almaktadır. Avrupa Birliği'ndeki tüm çeşitli ulusal ve uluslararası kaynaklı STK’lar ve düşünceler politika oluşturulmasında anahtar role sahiptir. AB aldığı kararlar ve getirdiği düzenlemelerde “halkın katılımı”nı temel prensip olarak kabul etmektedir( TOBB Raporu, 2004 ). Örnek verilirse Almanya'da 2 milyon 100 bin, Fransa'da 1 milyon 470 bin dernek bulunmakta ve  Fransa va Almanya'da her 40 kişiye 1 dernek düşmektedir. Ancak her 10 Fransız'dan 4'ü en az bir derneğin faaliyetine katılmakta ve Nüfusun beşte biri ise en az iki derneğe üye bulunmaktadır. TÜSEV Mart 2011 tarihli CIVICUS projesi Türkiye raporuna göre;  Türkiye’de sivil toplum hareketi, son yıllardaki gelişimine rağmen vatandaşların büyük bölümünden kopuk kalmakta ve sadece küçük bir kesimine hitap etmektedir. Türk insanı örgütlü olmaktan korkmaktadır. AB 2004 İlerleme Raporuna göre “Türkiye'de 80 bin 757 adet dernek faaliyet göstermektedir.”  Buna göre her 866 kişiye bir dernek düşmektedir. Rapora göre nüfusa oranlandığında Türkiye'de en az 300 bin sivil toplum örgütü olması gerekmektedir. Ancak bugüne kadar toplam 166 bin 245 dernek kurulan Türkiye'de 85 bin 488 dernek artık yaşamamamaktadır. Türkiye'de faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının üye sayıları çoğunlukla 10 ile 100 arasında değişmekte ve zaman zaman üye sayısı ekseriyete bile düşmektedir. Oysa bazı Avrupa ülkelerinde dernek sayısı Türkiye’dekinden çok daha az olmasına karşılık üye sayıları binler ve milyonlarla ifade edilmektedir. 

TÜSEV Mart 2011 tarihli CIVICUS projesi Türkiye raporuna göre;  Türkiye’de sivil toplum hareketi, son yıllardaki gelişimine rağmen vatandaşların büyük bölümünden kopuk kalmakta ve sadece küçük bir kesimine hitap etmektedir. Vatandaş katılımı dar,derin ve çeşitli sosyal grupların göreceli olarak temsil edilebildiği bir şekilde gerçekleşmektedir. Ülkemizdeki STK’ların büyük çoğunluğunun sosyal dayanışma ve hizmet odaklı çalıştığı, politikaları etkilemeye yönelik etkinliklere ve savunuculuk faaliyetlerine daha az rastlandığı görülmektedir. Türkiye’de derneklerin %18,1’ini “dini hizmetlerin geliştirilmesine yönelik hizmet faaliyetleri” veren cami dernekleri, %14,3’ünü spor kulüpleri, %13,7’sini yardımlaşma dernekleri, %9,5’ini kalkınma ve konut dernekleri, %10’unu ise mesleki dayanışma örgütleri oluşturmaktadır. Bu durumda derneklerin %65’inin herhangi bir politikaları etkileme gündemi olmadığı; sosyal hizmetler ile dayanışma faaliyetlerine odaklandığı görülmektedir. Halkın %4,5’i sosyal,  %5,3’ü ise siyasi nitelikte bir sivil toplum kuruluşuna üyedir ve %2,5’i sosyal, %4,2’si siyasi nitelikte bir sivil toplum kuruluşunda gönüllülük yapmaktadır.
Aynı raporda Türkiye’deki STKlara ilişkin en önemli bir diğer tesbit ise STK ların faaliyetlerini birbirlerinden oldukça kopuk ve bağımsız yürüttüklerine işaret etmekte, sektör olma farkındalıkları ve birlikte hareket edebilme becerileriyle ilgili soru işaretleri yaratmaktadır. Bu bağlamda yapılan araştırmalarda ülkedeki STK’ların büyük çoğunluğu son üç ay içinde en fazla 5 sivil toplum kuruluşu ile toplantı, bilgi-belge paylaşımı veya işbirliğinde bulunmuştur (sırasıyla %42, %45 ve %48). Bunun yanında önemli bir kısmının ise hiçbir kuruluşla teması olmamıştır (sırasıyla %17, %25 ve %29). Uluslar arası düzeyde ise STK’ların yarıdan fazlasının yurtdışında yerleşik ya da faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşu ile hiçbir iletişim veya işbirliği olmamıştır (%58 ve %63) (STKA, 2009).

İnsan Hakları İhlali Olarak “Şiddet” :
 Her iki ülkede de göç kökenli uyum sorunları, ötekileştirme, kentsel entegrasyon, kültürel çatışma ve geleneksel aile baskısının görünen sonucu “şiddet” olmaktadır.  Bir insan hakları ihlali olarak  “şiddet”, ve şiddet mağduru olarak çocuk, genç kız ve kadınlar karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’de ailenin bütünlüğü, saygınlığı ve devamını sağlanmanın yanında pek çok suçun potansiyel mağduru olan kadına, çocuğa ve her yaş grubundan  güçsüzlere yönelik insan hakları ihlalleri ile mücadelede başarılı olabilmek için mevcut yasal düzenlemeler yeterli değildir. Tüm ülke geneli için olduğu gibi, İzmir bazında da insan hakları ihlallerine ilişkin veriler ve çalışmalar yetersizdir. Ancak projenin inceleme konusu da olacak “şiddet” temelli olarak “kadına yönelik şiddetle” ilgili veriler az olmakla birlikte temel teşkil edebilir. Yoğun göç alan üçüncü kent olarak İzmir ili ve ilçelerinde de insan hakları ihlali olarak kadına yönelik şiddet her geçen gün artmaktadır. İzmir Barosu’nun açıkladığı kayıtlara göre 2009 Kasım- 2010 Kasım arasında Emniyet birimlerine   aile içi şiddet nedeniyle başvuran kadınların sayısı 4 bin 640 kadın olmuştur. Bu başvurulardan  614’ünün yüksek risk grubunda olduğu tespit edilmiştir.Öte yandan aynı tarihler arasında ancak 202 kadın sığınma evlerine yerleştirilebilmiştir. İzmir Emniyet Müdürlüğü’nün verdiği rakamlara göre ise 2011’de 314 kadın, polis tarafından koruma altına alınmıştır.  Yani bir yılda yaklaşık 5 bin kadın koruma talep ederken onların 500‘üne bile ulaşılamamaktadır.
Ülkemizde kadın hakları ve kadına yönelik şiddete ilişkin 1985 yılından bu yana yapılan değişikliklere ve yasal düzenlemelere ragmen, özellikle son on yılda kadına yönelik şiddet gözle görülür şekilde artarak devam etmektedir. Kamu kurumları düzeyinde AB sürecinin de etkisi ile gerçekleşen yeniden yapılanmalar ve kamu kurumlarının sorunun çözümünde aktif roller almasını sağlayacak düzenlemeler olmakla birlikte, sadece kamu kurumlarının insan hakları ihlallerinin çözümünde yetersiz kalmaktadır. Sivil toplumun etki düzeyi gerek sosyal gerekse siyasa alanda kısıtlı görülse de, sosyal etki algısı, siyasa etki algısından görece daha yüksektir. Çoğu STK’nın daha çok sosyal hizmetlere yöneldiği, savunuculuk aktivitelerine giderek daha fazla önem verdiği, ancak bu alanda nasıl aktif olunacağına dair fikri bulunmadığı görülmektedir. (STKA, 2009). Proje kapsamında insan hakları ihlalinde STKların Avrupalı paydaşları ile bilgi ve deneyim paylaşarak kapasitelerini geliştirmeleri sağlanacaktır. Türkiye’de kurulu pek çok sivil toplum örgütü öncelikle mali kapasite yetersizlikler sebebiyle, faaliyetlerinde etkin olamamaktadır. Proje kapsamında ABli STKların bu sorunu nasıl çözümledikleri gözlemlenecek ve diğer STKlar ile paylaşılacaktır. Ülkemizde ki STKların yaşadığı bir diğer sorun da Avrupa Birliği üyesi ülkelerde ki STKlar ile iletişim kuracakları bir ağın olmamasıdır. Mevcut ağlar ise yeterli düzeyde yabancı dil bilgisi olmayan STKlar tarafından kullanılamamakta ve ülke genelinde yine güçlü STKlar işbirliği geliştirme imkanına ulaşmaktadır.  Proje kapsamında oluşturulacak network ile bu soruna çözüm teşkil edecek bir yapılanma oluşturulacaktır. Proje sahibi ve eşvbaşvuran bu ağ da etkin yardımcı rol alacaktır.
İnsan hakları bağlamında toplumda yaşanan mağduriyetlerin önüne geçmek, toplumsal hassasiyeti arttırmak, bilinci oluşturmak konu ile ilgili çalışan kurumların yöntemleri ve kapasiteleri ile sınırlıdır. Sivil toplumun etki düzeyi gerek sosyal gerekse siyasa alanda kısıtlı görülse de, sosyal etki algısı, siyasa etki algısından görece daha yüksektir. Projemiz İnsan hakları ihlallerinin ve özelde ise şiddetin sadece ilgili kuruluşları ilgilendiren bir sorun olmaktan çok toplumsal bir sorun olarak değerlendirilmesi, birlikte buna uygun politikalar geliştirilerek sağlık, güvenlik, yargı mekanizması, sosyal destek kurumları, belediyeler, sivil toplum kuruluşları vb.den oluşan birbirleri ile hiyerarşiden uzak, soruna odaklanmış, dairesel ilişki kurarak koordinasyon halinde çalışan yapılar oluşturarak çözüleceği noktasından hareketle hazırlanmıştır.

İnsan Hakları İhlallerine Karşı Mücadelede Yenilikçi Ve Etkin Yöntemler :

Topluma kendine özgü çok çeşitli ve yeni iletişim yöntemleri ve araçları ile hitabeden sanatsal yapılar,  kendine özgü anlatımları ve çarpıcı teknikleri ile bilginin daha hızlı ve etkin bir şekilde yaygınlaşmasını sağlamaktadır. Çünkü,  Sanatsal araçlar ve ifade yöntemlerinin diğer yöntemlerden daha etkili olduğu kanıtlanmıştır. Eğitim ve iletişimde kullanılan sözel araçlarda hatırlama ve kalıcılık % 10 lardadır. Görsellerle desteklenmişse bu % 30 lara çıkar. Oysa sanatsal araçlarla sağlanan eğitim ve bilgi paylaşımı yaşantıya eşdeğer bir kalıcılık sağlar. % 90 lara ulaşan bir etkililiği vardır. Ticari olmayan sanatsal çalışmalar yapan STKlar, daha çok toplumsal sorunlara yönelik faaliyetlerde bulunmaktadır. Ortaya çıkan eserler ticari kaygılarından uzak olduğu için de, daha yakın çevrelerde ve local boyutta paylaşılmaktadır.  Ancak sanat ürünlerine yönelik ilgi toplumun her kesiminde her zaman artarak devam etmektedir. Üstelik bu tür sanatsal ürünler ve alıcısıyla  daha sıcak ve samimi bir iletişimi sağlama özelliği ile siyasi kriterler alanında çalışan diğer aktörlerin faaliyetlerinden daha fazla katılımcı, izleyici çekmektedir.
Projenin İzmir ayağında  kullanılacak yeni yöntem “forum tiyatro” dur. Düşünsel temelini Brezilya'lı eğitimci Poulo Freire'den (Ezilenlerin Pedagojisi) alan Forum Tiyatroyu ünlü tiyatro insanı Augusto Boal geliştirmiştir. A.Boal, Güney Amerikanın yoksul bölgelerinde sosyal problemlere yönelik ( İşsizlik, kadına yönelik şiddet, yabancı düşmanlığı, göç vb) bir dizi Forum Tiyatro uygulamaları gerçekleştirmiş, çarpıcı sonuçlar elde etmiştir. Türkiye’de uygulaması yoktur (1 kısa oyun olarak İzmir’de sokak tiyatro festivalinde çalışılmıştır). Forum Tiyatro uygulamaları açık alanlarda ve sorunun yoğun yaşandığı bölge-mahallelerde yapılır. Uygulama bir tiyatro salonunda değil de toplulukların kendi yaşam alanlarında yapıldığı için,  katılımcılarda uygulamada gerekli olan kendini ifade etme rahatlığı ve özgüven oluşmuş olur. Bu faaliyet ve çıktılarında sanatsal araçları kullanarak, soruna yönelik “yerinde önleme” tedbirlerine, kolektif  bir bilgi ve farkındalık oluşturulma çabalarına yeni bir ivme kazandıracaktır.
İngiltere’de ise film ve radyo yayıncılığı, dans gibi değişik sanatsal araçlar ile dezavantajlı gruplara yönelik (göçmenler, şiddet mağdurları, yetersiz gelir ve eğitim şartları vb) faaliyetler sürdüren Balik Arts vakfı gerek Türkiye gerekse kendi bölgelerini içerecek şekilde insan hakları ihlallerine yönelik kısa film /kamu spotu filmi gerçekleştirecektir. Sanatsal ürünlerin dolaşımı, kopyalanarak çoğaltılması ve gösterimleri de yani yaygınlaştırma etkinlikleri büyük organizasyonlar ve bütçeler gerektirmemektedir.  Bir oda, bir park, bir cafe veya küçük bir toplantı salonunda basit ekipman ve malzemelerle seyircisine ulaşabilir. Bu film de İngiltere ve Türkiye’de ilgili paydaşlar ile paylaşılacaktır. Forum tiyatro ve film gösterimleri, sonuçlarını  anında izleyenlerden almayı da başarabilecek, güçlü bir yöntemlerdir. Projenin alan uygulamaları sürecinin  ampirik  yöntem kullanılarak (  uzmanlar tarafından oyunlar ve gösterimler sırasında yapılan gözlemler, öncesi ve sonrasında uygulanacak test ve anketler) değerlendirilecektir. Bu değerlendirmeler dökümantasyon, raporlama sürecinde paylaşılarak, proje bulgularının  kolektifleşmesi sağlanacaktır.


SİVİL TOPLUM DİYALOĞU III PROGRAMI 

Sivil Toplum Diyaloğu Programı, Türkiye ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerden sivil toplum kuruluşlarının, ortak bir konu etrafında bir araya gelerek, toplumların birbirini tanımaları, karşılıklı bilgi alışverişinde bulunmaları ve kalıcı diyalog kurmalarını sağlayan bir platform olarak geliştirilmiştir.
Program, Avrupa Birliği’nin katılım öncesi mali yardım aracı (IPA) kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği tarafından ortak finanse ediliyor. Programın teknik uygulamasından Avrupa Birliği Bakanlığı sorumlu olup. Merkezi Finans ve İhale Birimi ise Programın ihale makamıdır.
Sivil Toplum Diyaloğu Programı, 2008 yılından bugüne, Türkiye ve AB toplumlarını birbirine yakınlaştıracak, karşılıklı anlayışı güçlendirecek ve bilgi ve deneyim aktarımına imkan sağlayacak birçok farklı alanda, 200’ün üzerinde diyalog temelli ortaklığa; Türkiye ve AB üye ülkelerinde geniş bir coğrafyada gerçekleştirilen yüzlerce ortak çalışma ve etkinliğe sahne olmuştur. Programın bugüne kadar gerçekleşen ilk üç ayağında diyalog projelerine 31.6 milyon Avro destek sağlanmıştır.

DEMOKRATİK DEĞERLERE SİVİL TOPLUM DESTEĞİ


AB’ye üyelik sürecinde hayata geçirilen reformlar ve sonuçlarının daha iyi anlaşılması ve bu reformların sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla gerçekleştirilmesini desteklemek üzere, insan hakları; ayrımcılıkla mücadele ve demokrasi ile hukukun üstünlüğü başlıklarında geliştirilen ve destek almaya hak kazanan projemizin de içlerinde olduğu  39 ortaklık projesine yaklaşık 4.9 milyon Avro hibe sağlanmaktadır. Toplam üç grupta toplanan bu projeler kapsamında, AB üye ülkesi ve Türkiye’den 40’ın üzerinde sivil toplum kurulusunun etkin katılımıyla, karşılıklı bilgi alışverişi ve deneyim paylaşımı sağlanacak ve bir çok etkinlik düzenlenecektir.